İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ VE OLASI ETKİLERİ PDF Yazdır e-Posta

Mehmet Ziya Varol

İnsanoğlunun kendi hayatı ölçeğinde baktığı zaman çok büyük değişiklikler yaşanmadığı izlenimi edindiği iklim, aslında uzun azman dilimlerini kapsayan sürekli bir değişim içinde. Gerek hava sıcaklıklarının gerekse iklim desenlerinin dünya tarihi boyunca hep aynı kaldığını ve değişmediği şeklindeki bu düşünceye iklimbilimcilerin bulguları ile doğrulamak pek mümkün değil. Dünyamızdaki iklim sistemi, durgun bir yapıda olmaktan çok uzak olduğu gibi kaotik bir düzene dahi sahip. Yüzlerce milyon yıllık sıcak dönemler, bunların ardından gelen onlarca milyon yıllık soğuk dönemler; soğuk dönemlerin içinde yüz bin yıllık periyotlarda ve yaklaşık on bin yıl süren ılık vâhalar ve bunların içinde de onlarca ya da yüzlerce yıl süren görece hafif, soğuklu-sıcaklı birçok dönem var

Dünyanın oluştuğu 3,5 milyar yıldan beri iklim değişikliklerinin sürekli olduğuna dikkat çeken bilim adamları, insan faktörünün etkin olmadığı çağlarda da iklim değişikliğinin yaşandığına dikkat çekseler de, özellikle Sanayi Devrimi ve 1950’li yıllardan itibaren hızla artan şehirleşmeyle birlikte, iklim değişikliklerinde insan faktörünün etkisi araştırılmaya ve tartışılmaya başlandı. Sanayileşmiş ülkelerin atmosfere saldığı karbondioksit miktarındaki artışın yarattığı sera etkisinin küresel ısınmaya sebep olduğu yolundaki bilgiler, dikkatleri, dünyanın kendi doğası içindeki değişimden çok, insan faktörü ile birlikte gelişen iklim değişiklikleri üzerine çekti. Bu çerçevede düşünüldüğünde iklim değişikliklerinin iki temel sebebi olduğuna işaret etmek mümkün. Birincisi dünya dışındaki faktörlerdir ki bunlar; Güneş ışınmalarındaki değişimler, dünyanın kendi ekseni ve güneşin etrafında izlediği eliptik yörüngesindeki periyodik değişimler ile evrendeki toz bulutları, göktaşları olarak sayılabilir. İkincisi ise, dünya kaynaklı değişimlerdir. Atmosfere yaydığı maddeler nedeniyle volkanik aktiviteler (tozlar, gazlar ve su buharı), küresel hava akımlarının geçiş yollarında bulunan dağ kuşakları, okyanussal ısı değişimleri, atmosferdeki kimyasal değişim, atmosferin ve yeryüzünün albedosu ile kıtaların hareketi, küresel iklim değişimini etkileyen dünya kaynaklı faktörlerdir.

Dünya dışı faktörler iklimin âni ve dramatik bir şekilde değişmesine kontrolümüz dışında sebep olurken, aynı şekilde dünya kaynaklı faktörler de çok fazla insanoğlunun kontrolü altında değildir. Jeolojik etkenli bir (volkanik patlamalar, depremler gibi) hareketlilik dünyamızdaki iklimi değiştirme potansiyeline her zaman sahip. Fakat bu kontrol edilemez gelişmelerin yanı sıra insanoğlunun elinde olan ve kontrol altına alabileceği etkilerin yol açtığı iklim değişiklikleri de söz konusudur ki, bunlar; ormanların tüketilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi, fosil yakıtlarının kullanılmasından kaynaklı atmosfere salınan karbondioksit miktarındaki artışın yarattığı sera etkisi olarak ifâde edilebilir.

Küresel Isınma Nedir?

İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına “küresel ısınma” deniyor. İklim sisteminde vazgeçilmez bir yere sahip olan sera gazları, güneş ve yer radyasyonunu tutarak, atmosferin ısınmasında başlıca etkendirler. Sera gazlarının bulunmaması durumunda yeryüzünün sıcaklığının bugüne göre 30 denece daha soğuk olacağı hesaplanmıştır. Son yıllarda atmosferde çeşitli insan aktivitelerinden kaynaklanan nedenlerle karbondioksit, metan, ozon ve diazot monoksit gibi gazlardan oluşan sera gazları, yeryüzü sıcaklığında belirgin artmalara sebep oluyor. Sera etkisinin artması, troposferin ısınmasında, stratosferin de soğumasında en önemli etken olarak gösteriliyor.

İklim Değişikliğinin Etkileri

a- Ekolojik Sistemlere Etkileri

Sıcaklık artışının ekolojik sistemde yol açacağı etkileri şu şekilde sıralamak mümkündür:

- Buzulların erimesi.

- Deniz suyu seviyesinin 60 cm kadar yükselmesi.

- Taşkınlar, kıyı kesimlerde toprak kaybı.

- Temiz su kaynaklarının denize karışması ve su sorunu.

- Yüksek sıcaklık artışıyla görülen aşırı buharlaşma ve kuraklık sonucu, yangınlar, göl ve ırmak sularında yüzde 20’lik azalma.

- Bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türlerinin yok olması ya da azalması.

- Bazı bölgelerde aşırı ısınma nedeniyle virüs türlerinde değişiklik olması ve salgın hastalıkların gelişmesi.

- Oluşacak göç dalgasıyla, yerel ve global ölçekte taşıma kapasitesinin aşılması ve bunun sonucunda sorunların yaygınlaşması.

Doğal Peyzaj Dokusu: Doğal peyzaj dokusu; kır ekosistemini içerir ve doğal ekosistem de içinde birçok hayvan, mikroorganizma, bitki barındırır. Çeşitliliğin çok olduğu doğal ekosistemlerin iklim değişikliğine uyumu, müdâhale edilmiş (çiftlik, plânlanmış orman vb.) ekosistemlere oranla daha zordur. Örneğin; iklim kaymaları bazı kuş türlerinin yaşama ortamlarını değiştirmelerine neden olmakta ve bu göçler, uygun ortam bulana dek yaşamlarını olumsuz etkilemektedir. Doğal peyzajın adaptasyonu için; yok olma tehlikesi altındaki türlerin yer değiştirmesi, koridorlara doğru itilmesi ve anahtar ekosistemdeki türlerin arasına girerek yoğunluğunun beslenmesi gerekmektedir. Öte yandan, taşıma kapasitesi kavramı yapılacak plânlamalarda çözümler gerektiren bir başka sorundur.

Deniz ve Sahil Çevresi: Sulak alan ve bataklıklar, ekolojik değerlerinden dolayı insanların sürekli müdâhalesi ve bunun doğal sonucu oluşan kirlilik nedeniyle; yoğun bir baskı altındadır. Kendi ellerimizle tahrip ettiğimiz, sera gazlarına boğduğumuz yaşam alanlarımız, küresel ısınmanın etkilerine kendini bırakmış beklemektedir. Deniz suyu seviyesinin yükselmesi ile oluşacak taşkınlar ve seller, sulak alanların ve sahil çevrelerinin beklediği sorunların başındadır.

Orman ve Bitki Yönetimi: Ağaç ve bitki türleri küresel ısınmayla gelen değişik koşullara hemen adapte olamazlar. Örneğin; Orta Çağ ormanları, iklim değişikliği nedeniyle ciddî risk altındadır. Genç ormanlar yerine yenileri konulabildiği hâlde, yaşlı ormanların kendilerini yenilemesi veya yaşlı orman varlığının korunması kolay değildir.

Küresel ısınmayla gelen sel, kuraklık gibi felâketler bitki varlığını da tehlikeye atacak, bir çok bitki türü yok olacaktır.

b- Sosyoekonomik ve Politik Boyutu

- Su sorunu,

- Tarım ve orman ürünlerinde önemli azalış,

- Su kaynaklarının azalması sonucu enerji sıkıntısı,

- Turizm ve rekreasyon imkânları;

.Turizm ve rekreasyon alanlarının sorunlu bölgeler hâline gelmesi, bir çok sektörün kapanması olasılığı,

. Sorunlara karşı mücadeleci yaklaşım zorluğu, yerleşimler ve sahil kenarındaki yapılardan kaçmak yerine, kentlerin yeniden plânlanması ya da bina kodlarında değişikliğe gidilmesi,

- İnsan Sağlığı;

. Bazı bölgelerde aşırı ısınma nedeniyle virüs türlerinin mutasyona uğraması,

. Su kaynaklarının kullanılamaz, onarılamaz hâle gelmesi ve kirlenmesi,

. Taşkın, sel vb. gibi olaylar sonucu hastalık oluşturan canlıların taşınması,

. Besin maddelerindeki azalış,

. Oluşabilecek ekonomik kriz vb. sonucu, kendini çâresiz hisseden bireyde gelişecek psikolojik sorunlar küresel ısınmanın insanlığa tehditleridir.

- Göç;

. Az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru bir göç dalgasının başlaması beklenmektedir.

- Politik Sorunlar;

. Az gelişmiş ülkelerin hükümetlerinin politikasızlıkları (ekonomik, siyasal) ve güçsüz alt yapılarıyla halklarını küresel ısınmanın olumsuz etkilerine karşı koruyamamaları, bunun sonucunda ülkelerde krizlerin baş göstermesi,

. Ülkeler içindeki bu iç sorunlardan yararlanmak isteyen süper güçlerin rant plânları geliştirmeleri beklenmektedir.

Küresel İklim Değişikliğinin Bölgeler ve Ülkeler Üzerine Etkileri

Küresel ısınmanın etkileri şimdiden Bangladeş, Maldiv adaları, Pakistan ve Endonezya’da toprak kayıplarıyla kendini göstermektedir. Küresel ısınma sonucu; Pasifik Okyanusu’nda, Kiribati bölgesine ait Tebua Tarawa ve Abanuea adlı iki adanın okyanus suları altında kaybolduğu bildirilmiştir. Güney Pasifik Bölgesel Çevre Programı Kurumu (SPREP) tarafından yapılan açıklamada, Kiribati ve komşu ada ülkesi Tuvalu'da başka adaların da kaybolmak üzere olduğu belirtilmiştir. Hint Okyanusu’ndaki Maldiv adalarında da aşağı yukarı durum aynıdır.

- İnsan yerleşimi olan 200 adanın üçte birinde kumsallar, dalgalara kapılıp yok olmaya devam etmektedir.

- Dünyadaki her on buzuldan birine ev sahipliği yapan Peru’da, küresel ısınmanın etkileri belirgin olarak gözlenmektedir. Peru buzullarının dörtte biri yok olmuştur. Özellikle; Rio Santa bölgesinde nehir suyunun yetersizliği nedeniyle, enerji sorununun ortaya çıktığı, bunun yanında tarlaları sulamak için su taşındığı bildirilmiştir.

- Alaska’da araştırma yapan bilim adamları küresel ısınma yüzünden bölgede yeni bitki oluşumları ve tundralar görüldüğünü bildirmişlerdir. Havadan çekilen fotoğraflara göre; yeşil alan oranı son 50 yılda iki katı artmış durumdadır. Uzmanlar kuzeyde çoğalan yeşilliğin, tropik bölgelerin de çölleşmesi anlamına geldiğini söylemektedirler.

Bilim adamlarına göre küresel iklim değişikliğinden etkilenecek bazı ülkeler şunlardır:

- Japonya; plajları ve endüstrisi deniz suyu seviyesinin yükselmesiyle sel riski altında kalacaktır.

- Almanya, Hollanda ,Ukrayna kıyılarındaki deltalar ile Kuzey Afrika’daki Nil deltası sel ve erozyon tehlikesi altındaki yerlerdir.

- Yerleşim ve sanayinin hızla deniz seviyesine kaydığı, Batı ve Orta Afrika’nın alçak seviyeli Angola, Kamerun, Nijerya, Senegal gibi ülkeleri kıyı sel ve erozyonu tehdidi altındadır.

- Fransa; aşırı sıcak nedeniyle pek çok nükleer enerji santrali, soğutma sistemi için gerekli suyun kıtlığı nedeniyle, yaz boyunca devreden çıkarılacaktır. Belli bölgelerde somon balığı popülasyonu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

- İngiltere; Kış aylarında ılık havaların ardından şiddetli yağmur ve seller gelmesi; her üç yılda bir yaz aylarında kuraklık yaşanması beklenmektedir. Tarımda, üzüm ve soya fasulyesi gibi yeni ürünlere yönelinecektir.

- İtalya; kuzey bölgelerde şiddetli seller, güney bölgelerde ise kuraklık görülecektir.

- Yunanistan; sıcak ve bunaltıcı yaz aylarının turizme darbe vurması, su sıkıntısı yaşanması, orman yangınlarında artış görülmesi beklenen sonuçlardır.

- Akdeniz; deniz seviyesi yarım metre yükselecek, kuşların yaşam alanı tahrip olacaktır.

-Alpler; yüksek yerlerdeki bitkiler ölecek, buzullar ve buz tutmuş göller eriyerek bazı zirvelerin çökmesine yol açacaktır. Pek çok bölgede kayak yapmak imkânsız hâle gelecektir.

- Türkiye; geliştirilmiş iklim modellerine göre beklenen en önemli sorun “su” sorunudur. Akdeniz ikliminin uzun süreli kuraklığına ek olarak, kış aylarında yağış miktarında azalmalar beklenmekte, aşırı kuraklıkların;

. Tarım ve orman ürünlerinde önemli azalışa,

. Su kaynaklarının azalması sonucu enerji sıkıntısına ,

. Kıyı kesimlerden iç kısımlara doğru nüfus hareketine neden olması eklenmektedir.

 

Kaynaklar:

1 Prof. Dr. Şükrü Ersoy; “İklimler İnsan Olmadan da Değişebilir”, ttp://www.jmo.org.tr/jmogundem/kuresel_iklim.asp

2 VI. Ulusal Çevre SorunlarınaÖğrenci Yaklaşımları Sempozyumu, http://www.law.ankara.edu.tr/gorsel/dosya/1051865946mersin_semp_prog.doc

 

(Kutu)

Türkiye çölleşme tehdidi altında

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (TEMA), erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması hâlinde Türkiye’nin büyük bölümünün 2040 yılında çöl olacağını açıkladı.

TEMA Vakfı tarafından, “17 Haziran Dünya Çölleşme İle Mücadele Günü” nedeniyle yapılan yazılı açıklamada, küresel bir sorun olan çölleşmenin, iklim değişiklikleri ve insan faaliyetlerinden kaynaklandığı vurgulandı.

“Normal bir tarım toprağında yüzde 25 hava, yüzde 25 su, yüzde 50 katı madde (yüzde 45 mineral, yüzde 5 organik) olması gerekirken, Anadolu’da binlerce yıldır yapılan tarım nedeniyle toprağın büyük bölümünün organik maddece çok zayıf duruma gelerek üretkenliğinin düştüğü ve çöl tanımı içine girdiği” belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

“Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin 2000 yılı bitiminde açıkladığı rapor, ülkemizin yer aldığı Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinde kuraklık artışı ve tarımsal verimde düşüş öngörmekte, küresel ısınmanın zararlı etkilerini en önce ve en şiddetli biçimde yaşayabileceğimize dikkat çekmektedir. Çölleşmeyle Savaş Eylem Plânı verilerine göre düzenlenen Dünya Çölleşme Haritası’nda, Anadolu, çölleşme tehlikesi derecesi yüksek ve çok yüksek sınıfa sokulmaktadır. Anadolu’nun birçok bölgesindeki yıllık yağış miktarının yarı çöl iklimi değerlerine çok yakın olması, toprak erozyonunun olanca hızıyla sürüp gitmesi, bitki örtüsü tahribinin yüksek derecede bulunması, çölleşme tehdidinin ne kadar ciddî olduğunu göstermektedir.

NASA’nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması hâlinde, Türkiye’nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacaktır. Açlık, susuzluk, işsizlik ve iç göç, toprakları çölleşen bir ülkenin temel sorunlarıdır. DİE’nin 1998 Türkiye İstatistik Yıllığı verilerine göre, 1985-1990 yılları arasında yaklaşık 5.5 milyon kişi çeşitli nedenlerle göç etmiştir. Kırsaldan kente göç, beraberinde tarımsal üretimde azalma ve kentlerde yoğun işsizliği getirmektedir. Bunun sonucunda ülke genelinde işsizlik şiddetlenmekte, gelir dağılımındaki adâletsizlik artmakta, çarpık kentleşme, çevre kirliliği, doğal kaynakların aşırı kullanımı ve tahribi gündeme gelmektedir. İnsanı mutlu, ekonomisi güçlü, geleceğe umutla bakan bir Türkiye için birinci şart, üretken topraklardır.”

Yıllık Gelir Kaybı 42 Milyar Dolar

TEMA Vakfı’nın açıklamasında, dünya yüzeyinde her yıl 6 milyon hektar alanın çölleştiği, yaklaşık 750-800 milyon kişinin de çöl ve benzeri nedenlerle açlık sınırında yaşadığına dikkat çekildi. Açıklamada, BM Çevre Programı (UNEP) verileri uyarınca, küresel düzeyde çölleşmeden doğrudan etkilenen bölgelerde yıllık gelir kaybı 42 milyar dolar iken, çölleşmeyle mücadelenin yıllık bedelinin ise sâdece 4.2 milyar dolar olduğu kaydedildi.

Kaynak:2023 Dergisi Kay.Tar: 25.5.2008  www.2023.gen.tr

 

 
bayrak2.gif

Anket

Elektriği nasıl kullanıyoruz?